Турецкий язык с Ходжой Насреддином — страница 5 из 12

son — последний, yıl — год) halini bilmiyorum (его положение, состояние не знаю; hal — состояние, положение, bilmek — знать) ama (но), ben onun buzağı iken (когда он был теленком; buzağı — теленок) ne kadar çevik olduğunu (как /насколько/ был быстрым; çevik — быстрый, проворный) bilirim (я знаю). Öyle koşardı (так бегал) ki ona at değil, kuş bile yetişemezdi (что его не то что конь, даже птица не могла догнать: «не конь, птица даже не могла догнать»; kuş — птица, bile — даже, yetişmek — успевать, догонять, быть достаточным).


Buzağı iken koşarmış


Timurlenk boş vakitlerinde ordusunu tâlim ettirir ve hem oyun, hem de bir çeşit cenk tâlimi olan cirit oynatırdı.

Bir gün cirit oyununa Hoca'yı da dâvet eder. Bir hayvana binerek öyle gelmesini tembih eder.

Nasreddin Hoca merhumun ise böyle taraklarda bezi olmadığından kötü bir düşünceye dalar. Ne yapacağını bir türlü kararlaştıramaz. Nihayet ertesi günü çift sürdüğü öküzünün sırtına atlayarak ciridin oynanacağı meydana gelir.

Herkes yerinde duramayan, rüzgâr gibi koşan yağız atlarda iken onun böyle hantal bir öküzün sırtında gelişi, Timurlenk'i fena halde kızdırır:

— Hoca! der. Cirit oyunu için çok hızlı koşan, gayet atik hayvanlara binmek gerekirken sen ne diye bu hantal ve zayıf öküzle geldin?

Nasreddin Hoca boynunu büker:

— Vallah devletlim! der. Son yıllardaki halini bilmiyorum ama, ben onun buzağı iken ne kadar çevik olduğunu bilirim. Öyle koşardı ki ona at değil, kuş bile yetişemezdi.


Düşünür

(Думает)


Nasreddin Hoca (Насреддин Ходжа) Akşehir pazarında (на рынке в Акшехире: «на Акшехирском рынке»; pazar — рынок) bir adamın başına toplanmış olan kalabalığa yaklaşır (подходит к толпе, окружившей одного человека; adam — человек, toplamak — собирать, toplanmak — собираться, kalabalık — толпа, yaklaşmak — приближаться, подходить). Satıcı (продавец) elindeki kuşu (птицу, которая была у него в руке; el — рука, kuş — птица) satmaya çalışmaktadır (продать старается; satmak — продать, çalışmak — работать; стараться, стремиться). Yandaki tavuklar (курицы рядом с ним; tavuk — курица) 5 akçeyken (в то время как были по 5 акче), kuşun fiyatı (цена птицы; fiyat — цена) 50 akçedir (50 акче). Hoca bir türlü fiyattaki aşırı farka anlam vermez (никак не понимает, почему цена так превышает стоимость других; türlü — различный, aşırı — чрезмерный, крайний, fark — отличие, anlam vermek — понимать; anlam — значение, смысл) ve sorar (и спрашивает; sormak):

— "Hemşerim (/мой/ земляк; hemşire) bu nasıl bir kuştur (что это за птица; nasıl — какой) ki 50 akçe istersin (что 50 акче ты хочешь; istemek — хотеть)?"

— "Hoca efendi (господин Ходжа) bu bildiğin kuş değildir (ты не знаешь, что это за птица: «это не птица, которую ты знаешь»; bilmek — знать, değil — не) bunun özelliği var (она особенная: «ее /= в ней/ особенность есть»; özellik — особенность)".

— "Neymiş özelliği?" (какая /это/ ее особенность?; ne — что)

— "Hocam bu kuşa papağan derler (эту птицу зовут попугаем; papağan — попугай, demek — говорить, называть) ve konuşur (и /она/ разговаривает; konuşmak)."

Hoca hemen eve koşar (тотчас домой бежит; hemen — тотчас, сразу же, ev — дом, koşmak — бежать), kümesten hindisini kaptığı gibi (схватив в птичнике индейку; kümes — птичник, hindi — индейка, индюшка, kapmak — хватать) pazara döner (на базар возвращается; dönmek — возвращаться). Papağan satmakta olan adamın yanında durur (с человеком, продающим попугая, рядом становится; satmak — продавать, durmak — стоять, yanında — рядом; yan — бок) ve yüksek sesle (и громким голосом; yüksek — высокий, зд. громкий, ses — голос):

— "Bu gördüğünüz kuş (птица, которую вы видите; görmek — видеть) sadece 100 akçeye (всего за 100 акче; sadece — только), gel, gel! (подходи, подходи; gelmek — приходить)!"

Herkesten çok (больше всех; herkes — каждый, çok — много), papağan satan (продающий попугая /человек/) şaşar bu işe (удивляется этому: “этому делу”; şaşmak — удивляться, iş — дело, работа) ve sorar (и спрашивает; sormak):

— "Hocam 100 akçe çok değil mi bir hindi için? (100 акче не слишком ли много за индейку; için — за, для)"

— "Sen 50 akçeye satıyorsun ama (ты однако продаешь за 50 акче; ama — но, однако)?"

— "Dedim ya (я же сказал; demek — говорить, ya — уже) Hocam benim kuş (моя птица) konuşur ama... (ведь говорит; konuşmak) "

— "Öyleyse (в таком случае/ну если так), benimki de (то моя /птица/; benim — мой, de — и, же) düşünür (думает; düşünmek)!"



Düşünür


Nasreddin Hoca Akşehir pazarında bir adamın başına toplanmış olan kalabalığa yaklaşır. Satıcı elindeki kuşu satmaya çalışmaktadır. Yandaki tavuklar 5 akçeyken, kuşun fiyatı 50 akçedir. Hoca bir türlü fiyattaki aşırı farka anlam vermez ve sorar:

— "Hemşerim bu nasıl bir kuştur ki 50 akçe istersin?"

— "Hoca efendi bu bildiğin kuş değildir bunun özelliği var."

— "Neymiş özelliği?"

— "Hocam bu kuşa papağan derler ve konuşur."

Hoca hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner. Papağan satmakta olan adamın yanında durur ve yüksek sesle:

— "Bu gördüğünüz kuş sadece 100 akçeye, gel, gel!"

Herkesten çok, papağan satan şaşar bu işe ve sorar:

— "Hocam 100 akçe çok değil mi bir hindi için?"

— "Sen 50 akçeye satıyorsun ama?"

— "Dedim ya Hocam benim kuş konuşur ama...»

— "Öyleyse, benimki de düşünür!"


Ağaç yürümezse

(Если дерево не ходит)


Nasreddin Hoca'ya yapılan sataşmalar tükenip bitmez (не заканчиваются ссоры с Ходжой; «для Ходжи сделанные поводы для ссоры не заканчиваются»; yapmak — делать, sataşmak — беспокоить, мешать, задевать, надоедать, tükenmek — кончиться, иссякнуть, bitmek — закончиться). Akşehirliler (жители Акшехира) bir gün Hoca'ya takılır ve sorarlar (однажды к Ходже прицепляются и спрашивают; gün — день, takmak — прикреплять, прицеплять, takılmak — привязываться, приставать, дразнить, говорить колкости, sormak — спрашивать)

— "Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?" (Правду ли говорят, Ходжа, что ты великий праведник?: «Ходжа, говорят, что среди святых великим человеком ты являешься есть ли в том основание»; evliya — святой, угодник, праведник, kat — этаж, ряд, ulu — великий, kişi — человек, söylemek — говорить, asıl — основание, основа). Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur (Ходжа, конечно, это не утверждает; «у Ходжи такой претензии, конечно, нет»; böyle — такой, так, iddia — претензия, утверждение, elbette — конечно) ama bir kere soruldu ya (но раз уж он был спрошен) cevaplar (отвечает; cevaplamak):

— "Her halde öyle olmalı (во всяком случае, так должно быть; hal — положение, her halde — во всяком случае, olmak — быть)."

— "Böyle kişiler (такие люди; kişi — человек /обычно счетное/) zaman zaman mucizeler göstererek (иногда чудеса показывая; zaman — время, zaman zaman — время от времени, mucize — чудо, göstermek — показывать) bu özelliklerini herkese kanıtlar (эти свои особенности всем доказывает; özellik — особенность, herkes — каждый, kanıtlamak — доказывать; kanıt — доказательство, довод, аргумент). Hoca madem kabullendin (Ходжа, раз ты согласился; madem — раз, kabullenmek — принимать на себя, присваивать) göster bir mucize de görelim!" (покажи-ка нам чудо: «покажи чудо, а мы посмотрим»; görmek — видеть) Hoca:

— "Pekala şimdi size bir numara yapalım" (отлично = ладно, сейчас покажем вам номер), der (говорит; demek). Karşısında durmakta olan (напротив него стоящей; karşı — противоположная сторона, против, durmak — стоять) çınar ağacına (чинаре: «дереву-чинаре»; ağaç — дерево):

— "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel (ей, великая чинара, быстро ко мне подойди; çabuk — быстрый, быстро, gelmek — подходить)!" der. Tabii ne gelen ağaç var ne giden (конечно, нет ни приходящих деревьев, ни уходящих). Hoca yürümeye başlar (Ходжа идет к дереву: «начинает идти»; yürümek — идти, başlamak — начинать) ağacın yanına varır (доходит до дерева; yan — бок, сторона, varmak — достигать). Akşehirliler (жители Акшехира):

— "Ne oldu Hoca (что случилось) ağacı getiremedin (дерево ты не смог привести; getirmek — приносить, приводить), kendin oraya gittin (ты сам туда пошел; kendi — сам)!" diye gülünce (смеясь; gülmek — улыбаться, смеяться), Hoca:

— "Bizde kibir yoktur (мы не гордые: «в нас надменности нет»; kibir — надменность, высокомерие), dağ yürümezse (если гора не идет; dağ — гора, yürümek — идти) abdal yürür (идет дервиш; abdal — бродячий дервиш)", der.



Ağaç yürümezse


Nasreddin Hoca'ya yapılan sataşmalar tükenip bitmez. Akşehirliler bir gün Hoca'ya takılır ve sorarlar:

— "Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?" Hoca'nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar:

— "Her halde öyle olmalı."

— "Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!" Hoca:

— "Pekala şimdi size bir numara yapalım", der. Karşısında durmakta olan çınar ağacına:

— "Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!" der. Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehirliler:

— "Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!" diye gülünce, Hoca:

— "Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür", der.


Etmezsen etme

(Не примешь, и не принимай: «не сделаешь, не делай»)