yapmak), böyle yapardı... (сяк делал) Hoca sinirlenmiş (Ходжа разозлился; sinirlenmek — нервничать, раздражаться) ve kadına bir tekme atmış (и пнул жену: «жене дал жене пинок»; tekme — пинок, удар ногой, tekme atmak — лягаться, брыкаться; atmak — бросать) ve kadın yere düşmüş (и жена упала на пол; yer — земля, пол, место, düşmek — падать). Kadın sormuş (женщина спросила; sormak)
— Aman (ох! ой! Боже!) Hoca niye attın beni (Ходжа, почему ты пнул меня).
Hocanın da cevabı hazır (у Ходжи ответ готов; cevap — ответ, hazır — готовый):
— Eee yatakta (в постели) bi sen yatıyorsun (/= bir sen/ и ты лежишь; yatmak) bi ben (и я) bide eski kocan (/= bir de/ и твой прошлый муж). Üçümüz sığamadık (мы втроем не уместились; üç — три, sığmak — вмещаться) sen de düştün… (и ты упала; düşmek)
Sen düştün
Nasreddin Hoca’nın bir gün karısı ölmüş. Bir ay sonra kocası ölmüş dul bir kadınla evlenmiş. Evlendiği kadın Hoca’ya sürekli eski kocasını anlatıyormuş.Yine bir gün yatakta kocasını anlatıyordu. İşte benim kocam şöyle yapardı, böyle yapardı... Hoca sinirlenmiş ve kadına bir tekme atmış ve kadın yere düşmüş. Kadın sormuş
— Aman Hoca niye attın beni.
Hocanın da cevabı hazır:
— Eee yatakta bi sen yatıyorsun bi ben bide eski kocan. Üçümüz sığamadık sen de düştün..
Eşek
(Осел)
Bir gün Hoca (однажды Ходжа) eşeğe yüzü arkaya bakacak şekilde yanlış oturmuş (по ошибке сел на осла задом наперед: «на осла его лицо назад глядя неправильно сел»; yüz — лицо, bakmak — смотреть, şekil — образ, yanlış — ошибка, ошибочный, oturmak — сидеть, садиться). — Hoca, diye seslenir insanlar (говорят люди; seslenmek — говорить, insan — человек), eşeğine ters biniyorsun (ты сел на осла задом наперед; ters — наоборот, binmek — садиться верхом)! Hoca, — Hayır (нет), diye cevaplar (отвечает), eşeğe ters biniyor değilim (это не я неправильно сел). Eşeğin yönü ters (/это/ осел повернут не в ту сторону: «направление осла обратное»)!
Eşek
Bir gün Hoca eşeğe yüzü arkaya bakacak şekilde yanlış oturmuş. — Hoca, diye seslenir insanlar, eşeğine ters biniyorsun! Hoca, — Hayır, diye cevaplar, eşeğe ters biniyor değilim. Eşeğin yönü ters!
Yüzme bilirsin değil mi
(Ты ведь умеешь плавать)
Hocanın iki karısı varmış (Было у Ходжи две жены; karı — жена). Bir gün (однажды) ''en çok hangimizi seviyorsun?'' (какую из нас ты больше любишь; hangi — какой, который, sevmek — любить) diye sorarlar (спрашивают; sormak) Hoca söylemek istemez (Ходжа говорить не хочет; söylemek — говорить, istemek — хотеть). Yeni karısı (новая /его/ жена): — İkimiz de göle düşsek (если бы мы обе упали в озеро; göl — озеро, düşmek — падать), önce hangimizi kurtarırdın (которую из нас ты бы спас раньше; önce — прежде, kurtarmak — спасать)? demiş (сказала). Hoca eski eşine (Ходжа старой жене), ''sen biraz yüzme biliyordun değil mi (ты ведь немного плавать умеешь, не так ли; yüzme — плавание, bilmek — знать, уметь)?'' der (говорит; demek).
Yüzme bilirsin değil mi
Hocanın iki karısı varmış. Bir gün ''en çok hangimizi seviyorsun?'' diye sorarlar. Hoca söylemek istemez. Yeni karısı: — İkimiz de göle düşsek, önce hangimizi kurtarırdın? demiş. Hoca eski eşine, ''sen biraz yüzme biliyordun değil mi? der.
Ben uyuyorum
(Я сплю)
Bir gün Nasreddin Hoca şehre gelip (однажды Ходжа в город приехав; şehir — город, gelmek — приходить, приезжать), bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış (вместе с одним своим другом в гостинице остановился; arkadaş — друг, товарищ, birlikte — вместе, han — постоялый двор, kalmak — оставаться, останавливаться). Gece yarısı (в полночь: «полночь») arkadaşı sormuş (его друг спросил; sormak): — Hocam, uyudunuz mu (вы заснули; uyumak)? — Buyurun (пожалуйста/я к вашим услугам; buyurmak — приказывать, повелевать; соизволить, оказать честь, пожаловать /сказать, прийти, войти, взять и т. п./) bir şey mi var (что-то случилось: «что-то есть»; var — быть, находиться)? — Biraz borç para isteyeyim (я бы хотел немного денег в долг; borç — долг, istemek — хотеть), demiştim (я вот говорил; demek — говорить). Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp (моментально/сразу же начав храпеть; horlamak — храпеть, başlamak — начинать): — Ben uyuyorum (я сплю)! demiş (сказал).
Ben uyuyorum
Bir gün Nasreddin Hoca şehre gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış. Gece yarısı arkadaşı sormuş: — Hocam, uyudunuz mu? — Buyurun bir şey mi var? — Biraz borç para isteyeyim, demiştim. Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp: — Ben uyuyorum! demiş.
Sana ne
(а тебе что)
Bir gün Nasreddin Hoca eve doğru yürüyormuş (однажды Ходжа Насреддин шел к дому; ev — дом, yürümek — идти) bir arkadaşı (один его знакомый; arkadaş) arkadan seslenmiş (окликнул /его/ сзади; arka — спина, задняя часть, seslenmek — говорить, окликать).
— Aman Hoca (эй, Ходжа) gördün mü (ты видел; görmek) biraz önce (чуть раньше; biraz — немного) geçen helva kazanını (проносимый горшок с халвой; geçmek — миновать, проходить, kazan — казан, горшок) ağzına kadar doluydu (был полон до краев; ağız — рот, край, dolu — полный).
Hoca istifini bozmadan (невозмутимо; istifi/ni/ bozmak — приходить в замешательство, istifini bozmamak — не смущаться, не обращать внимания, вести себя невозмутимо: «не портить, не рушить поленницу»):
— Bana ne (а мне-то что). Demiş (сказал; demek).
Arkadaşı (его друг):
— Ama Hoca helva kazanı sizin eve gidiyordu (но горшок с халвой несли вам домой; gitmek — идти, ехать). Buna ne dersin (что ты на это скажешь). Demiş.
Hoca yine istifini bozmadan (и опять, ничуть не смутившись):
— O zaman sana ne (в таком случае /тогда/ тебе какое дело: «тебе что»). Demiş.
Sana ne
Bir gün Nasreddin Hoca eve doğru yürüyormuş bir arkadaşı arkadan seslenmiş.
— Aman Hoca gördün mü biraz önce geçen helva kazanını ağzına kadar doluydu.
Hoca istifini bozmadan:
— Bana ne. Demiş.
Arkadaşı:
— Ama Hoca helva kazanı sizin eve gidiyordu. Buna ne dersin. Demiş.
Hoca yine istifini bozmadan:
— O zaman sana ne. Demiş.
Hayal
(Мечта)
Evde yalnız bulunduğu bir gün (однажды, когда Ходжа остался дома один; ev — дом, bulunmak — быть, находиться) Hoca'nın canı şöyle mis gibi bir çorba çeker (Ходже очень захотелось вкусного супа: «душу Ходжи вкусный суп привлекает»; can — душа, mis gibi — очень вкусный /хорошо, вкусно пахнущий/, çorba — суп, canı çekmek — желать, хотеть, çekmek — тянуть). Kendi kendine söylenir (сам себе говорит; söylemek):
— Şöyle (вот такой) tavuk suyu ile yapılmış (на курином бульоне сваренный; tavuk — курица, su — вода, yapmak — делать, yapılmak — быть сделанным), bol limonlu (обильно политый лимоном; bol — обильно, много, limon — лимон) bir şehriye çorbası (суп-лапша; şehriye — лапша) olsaydı (был бы; olmak), der (говорит; demek).
Tam bu sırada (как раз в этот момент) kapı çalınır (стучат в дверь; kapı — дверь, çalmak — стучать, звонить), elinde boş bir kâse ile gelen (с пустой чашкой в руке пришедший; el — рука, boş — пустой, kâse — чаша, чашка, gelmek — приходить) komşu çocuğu (соседский ребенок; çocuk — ребенок):
— Annem çok hasta (моя мама очень больна; anne — мама) da sizden biraz çorba istedi (и просит: «захотела» у вас немного супа; istemek — просить, хотеть) Hocam, der (говорит).
Hoca başını sallayarak söylenir (Ходжа, качая головой, говорит; baş — голова, sallamak — качать, söylemek — говорить):
— Fesuphanallah! (о Боже!) Bizim komşular (наши соседи; komşu — сосед) hayalin bile kokusunu alıyorlar... (даже воображаемый запах чувствуют; hayal — мечта, воображаемое, koku — запах, almak — брать, получать)
Hayal
Evde yalnız bulunduğu bir gün Hoca'nın canı şöyle mis gibi bir çorba çeker. Kendi kendine söylenir:
— Şöyle tavuk suyu ile yapılmış, bol limonlu bir şehriye çorbası olsaydı, der.
Tam bu sırada kapı çalınır, elinde boş bir kâse ile gelen komşu çocuğu:
— Annem çok hasta da sizden biraz çorba istedi Hocam, der.
Hoca başını sallayarak söylenir:
— Fesuphanallah! Bizim komşular hayalin bile kokusunu alıyorlar...
Nerelere kadar...
(Докуда …)
Nasreddin Hoca, kırda (Насреддин Ходжа в степи; kır — степь, поле) sesinin yettiğince bağırarak (крича, на сколько хватит сил: «его голоса на сколько хватит»; yetmek — хватать, быть достаточным) ezan okuyor (читает эзан /молитву/) ve olanca hızıyla (и с максимально возможной скоростью; hız — скорость) koşuyormuş (бежит; koşmak).
Bu durumu gören (увидившие это /положение/; durum — положение, ситуация, görmek — видеть) birkaç kişi (несколько человек), Hoca'ya bir şey olduğunu düşünerek (думая, что с Ходжой что-то случилось; düşünmek — думать) yanına yaklaşıp (подойдя к нему: «к его боку»; yan — бок, сторона, yaklaşmak — приближаться) sormuşlar (спросили; sormak):
— Ne oldu sana (что с тобой /случилось/) Hoca efendi? Bu ne iştir (что это такое; iş — дело)?
Hoca, koşmasını sürdürerek (продолжая бежать; koşma — бег, беганье, sürdürmek — продолжать):
— Sesimin nerelere kadar gittiğini merak ettim de... (Да стало мне интересно, как далеко распространяется мой голос; ses — голос, kadar — до, merak etmek — /за/интересоваться, волноваться) Onun için (поэтому) arkasından koşuyorum! (бегаю за ним;